İYS Onayı: Felsefi Bir Perspektiften
Bir sabah uyanıyorsunuz ve telefonunuzda bir bildirim alıyorsunuz: “İYS onayı” gerekmektedir. Gözlerinizi ovuştururken, bu terimi anlamaya çalışıyorsunuz. İnsan hakları, özgürlükler, gizlilik, şeffaflık ve güven gibi kavramlarla iç içe geçmiş bir onay süreci mi? Bir tür onay kutusunu işaretlemek, sadece bir formalite mi yoksa daha derin bir sorumluluğun habercisi mi? Tüm bu terimler, epistemolojik, etik ve ontolojik açılardan üzerinde düşünülecek ciddi meseleler sunar. Ancak bu onayın ne olduğu konusunda sadece yüzeysel bir açıklama yapmak, bu meseleyi doğru anlamamıza yetmeyecektir.
Günümüzde, dijital sistemler üzerinden alınan “onaylar” pek çok etik soruyu gündeme getiriyor. İYS onayı da bu soruların odak noktasında yer alıyor. İnternette gerçekleştirdiğimiz her işlem, aslında bir onay verme, kabul etme ve kabullenme eylemi değil midir? Her tıklama, hem bizim kimliğimizin bir parçası haline geliyor hem de dijital dünyada varlık gösterdiğimizin bir göstergesi oluyor. Ancak tüm bu süreçlerin arkasındaki felsefi sorular ne olacaktır? Bu yazıda, “İYS onayı” kavramını felsefi perspektiflerden inceleyeceğiz. Etik, epistemoloji ve ontoloji çerçevesinde bu onay sürecinin derinliklerine inmeye çalışacağız.
İYS Onayı Nedir?
İYS onayı, bir kullanıcının dijital platformlarda işlem yapmadan önce, kişisel verilerinin nasıl kullanılacağına dair rızasının alındığı bir süreçtir. Türkiye’deki Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK) kapsamında, kullanıcılar verilerinin nasıl toplanacağı, saklanacağı, işleneceği ve paylaşılacağı konusunda açık bir onay verirler. Bu sistem, kullanıcıların dijital platformlarda daha fazla güven duymalarını ve haklarını korumalarını amaçlar. Ancak bu sürecin ötesinde, daha derin bir sorgulama gerektiren etik ve ontolojik sorular vardır. Gerçekten de kullanıcılar ne kadar özgür iradeleriyle bu onayı veriyorlar? İYS onayı, yalnızca bir hukuki gereklilik mi, yoksa toplumsal, etik ve ontolojik boyutları olan bir mesele mi?
Etik Perspektiften İYS Onayı
İYS onayı, ilk bakışta sadece bir hukuki zorunluluk gibi görünse de, derin bir etik soru ortaya çıkarır: Bireylerin dijital dünyada izledikleri her adımın, toplumsal yapılar, güç ilişkileri ve kişisel haklarla ilişkisini nasıl değerlendirmeliyiz?
Özgürlük ve Zorunluluk
İlk olarak, etik ikilem, özgürlük ve zorunluluk arasındaki gerilimde yatmaktadır. John Stuart Mill’in özgürlük ilkesi, bireylerin yalnızca başkalarına zarar vermemek şartıyla istedikleri şekilde hareket edebileceğini savunur. Ancak, İYS onayı gibi dijital onay süreçlerinde kullanıcılar, kendi verilerini paylaşmak zorunda kalır. Burada, kullanıcının özgür iradesiyle verdiği bir onay mı yoksa bir zorunluluk mu söz konusudur? Zira bir çoğumuz, dijital platformları kullanabilmek için bu onayı vermek zorunda kalıyoruz. Etik açıdan, kullanıcıların gerçek anlamda özgür iradeleriyle kararlar alıp almadığı tartışmalıdır.
Şeffaflık ve Güven
Bir diğer önemli etik mesele, şeffaflık ve güvenle ilgilidir. Immanuel Kant, etik bir eylemin doğruluğunu, eylemin sonucundan bağımsız olarak onun evrensel bir yasa olarak kabul edilip edilemeyeceğine dayandırır. Yani, eylemin arkasındaki niyet, onun doğru olup olmadığını belirler. Dijital platformlar kullanıcılarının kişisel verilerini toplarken bu verilerin nasıl kullanılacağına dair ne kadar şeffaflar? Kullanıcılar ne ölçüde güven içinde olduklarını hissediyorlar? İYS onayı, bu şeffaflık ve güven ilişkisini sorgulamamıza neden olur. Verilerimiz kullanılırken bu süreçlerin ne kadar anlaşılır ve güvenli olduğunu gerçekten bilebiliyor muyuz?
Epistemolojik Perspektiften İYS Onayı
Epistemoloji, bilginin doğasını, sınırlarını ve geçerliliğini inceler. Dijital dünyada her işlem, bilgi üretimi ve paylaşımı anlamına gelir. İYS onayı bağlamında, epistemolojik soru, kullanıcının bilgiyi ne kadar doğru algıladığı ve bu bilgiyi nasıl anlamlandırdığı ile ilgilidir. Dijital platformlar, kullanıcıların verdikleri onayı bir tür bilgi işlemeyi gerektirir. Ancak bu bilgi, her zaman net ve açık bir şekilde sunulmaz. Kullanıcılar, genellikle karmaşık gizlilik politikalarını, kullanıcı sözleşmelerini okumadan onay verirler.
Bilgi ve Güç İlişkisi
Foucault’nun bilgi ve güç ilişkisi üzerine söyledikleri, İYS onayı bağlamında çok anlamlıdır. Foucault, bilginin, güç ilişkileriyle şekillendiğini ve güç sahiplerinin bilgi aracılığıyla toplumu biçimlendirdiğini savunur. Dijital platformların, kullanıcılarının verileri üzerinde kontrol sahibi olmaları, bilgiye dayalı bir güç kurmalarına olanak tanır. Bu durumda, kullanıcılar ne kadar bilgiye sahip olursa, o kadar güçlü olur. Ancak, bu bilginin çoğu zaman gizli tutulduğu bir ortamda, kullanıcılar kendi bilgilerini nasıl yönetiyorlar?
Ontolojik Perspektiften İYS Onayı
Ontoloji, varlık ve gerçeklik üzerine düşünmeyi amaçlar. Dijital dünyanın varlık yapısını ve İYS onayı sürecinin ontolojik boyutlarını ele alırken, dijital kimliğimizin varlığı, bizlerin dijital platformlarda nasıl bir “varlık” kazandığımız sorusuyla karşı karşıyayız.
Dijital Kimlik ve İnsan Kimliği
Dijital platformlar, insanların kimliklerini dijital ortamda inşa etmelerine olanak tanır. Ancak bu kimlikler, fiziksel dünyadaki kimliklerden farklıdır. Dijital kimlik, kullanıcıların onay verdiği ve paylaştığı verilerle şekillenir. Ancak, bu kimlik ne kadar gerçek? Dijital dünyada bir kimlik inşa etmek, gerçekte bizi kim olduğumuzdan daha fazla yansıtan bir durum mudur?
Dijital varlıklarımızın ontolojik yapısı, bizi sorularla karşı karşıya bırakır: Biz dijital ortamda kimiz? Verilerimiz ve paylaşımlarımız bizi ne kadar tanımlar? İYS onayı verirken, gerçekten kendimizi tanıyan bir karar mı veriyoruz, yoksa dijital sistemlerin bizleri tanımladığı şekilde mi varlık gösteriyoruz?
Sonuç: Dijital Onay, İnsan Olmanın Derinliklerine İlerlerken
İYS onayı, bir yandan dijital dünyanın günlük pratiği olarak kabul edilse de, diğer yandan etik, epistemolojik ve ontolojik boyutlarıyla derin sorulara kapı aralar. Dijital dünyadaki her onay, hem bireysel özgürlüğümüzü hem de toplumsal düzeni etkileyen bir mekanizma olabilir. Bu yazı, İYS onayının basit bir formülden çok daha fazla anlam taşıdığına işaret etmeyi amaçladı. Gerçekten özgür iradeyle mi bu onayı veriyoruz? Verilerimizin kontrolü kimde? Dijital kimliğimizin anlamı nedir? İYS onayı, bu soruları düşünmemiz için bir fırsat sunuyor.
Sizce, dijital dünyanın her köşesinde verdiğimiz her onay, bizi daha özgür mü kılar yoksa daha kontrol altına mı alır?